Ali SEMİN
Irak’taki Siyasi Çıkmaz, Türkmenler ve Türkiye
15-09-2012 12:31
BİLGESAM ORTADOĞU UZMANI
Orta Doğu’da cereyan eden hadiseler, gelişmeler
ve değişim süreci, bölgedeki dengelerin yeniden belirlenmesine sebep
olmaktadır. Bölgedeki değişim süreci, bölgesel ve küresel güçlerin Orta Doğu’ya
yönelik tasarladığı ve izlediği stratejilerin gözden geçirilmesine yol
açmaktadır. n Meydana gelen olaylar, bölgesel aktörlerin politik hesap ve
çıkarlarını etkilediği gibi Orta Doğu’daki siyasi ve sosyal yapıyı da
etkilemektedir. Bu bağlamda Ankara-Bağdat ilişkilerindeki değişim, Türkmenleri
doğrudan ilgilendirmektedir. Bu analizde; Ankara, Bağdat ve Erbil arasındaki
ilişkilerin Türkmenleri nasıl etkilediği ve Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretinin
nasıl okunması gerektiği incelenmeye çalışılacaktır.
Ankara-Bağdat-Erbil Üçgeninde Türkmenler
ABD’nin, 2011 yılının Aralık ayında Irak’tan
askerlerini çekmesiyle beraber ülkedeki siyasi denklemin değiştiği
görülmektedir. Bağdat yönetimi içerisindeki siyasi oluşum ve gruplar arasındaki
politik rekabet sebebiyle Irak’ta adeta bir otorite boşluğu yaşanmaktadır.
Ülkedeki otorite boşluğu, bölgesel güçler- Türkiye, Suudi Arabistan ve İran-
arasında nüfuz yarışına yol açmaktadır. Bu durum da Irak’ta siyasi gruplar
arasında anlaşmazlığa ve hesaplaşmalara neden olmaktadır. Irak Başbakanı Nuri
El-Maliki’nin 18 Aralık 2011 tarihinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi
hakkında tutuklama kararı çıkarması, ülkedeki siyasi krizin seyrini
değiştirmiştir. Hatta Haşimi olayı Bağdat yönetimindeki siyasi dengeyi
değiştirmiş ve siyasi kitleler arasında yeni ittifaklar oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Irak’taki iç dengelerin değişmesi Ankara-Bağdat ve Erbil arasındaki ilişkileri
de etkilemiştir. Bilhassa Maliki yönetimine karşı Erbil’de kurulan, ancak daha
sonra dağılan Barzani-Allavi-Sadr üçlü ittifakının Türkiye’nin izlediği Irak
politikasının değişmesinde önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Diğer taraftan
Türkiye’nin Haşimi konusundaki tutumu, Erbil ile kurduğu diplomatik, ekonomik
ve ticari (petrol anlaşması gibi) ilişkilerin gelişmesine imkân sağlamıştır. Bu
durum Ankara’nın Irak’la ilgili planladığı yol haritasını Bağdat yerine Erbil
üzerinden yürütmeye başladığı görüntüsünü vermektedir. Türkiye’nin Irak
politikasını Erbil üzerinde yoğunlaştırması, Bağdat yönetimini olumsuz yönde
etkilemiştir.
Ankara, Erbil ile ilişkilerini geliştirirken, Bağdat
yönetimi de (Maliki yönetimi) Türkmenlere yakınlaşmaya çalışmaktadır. Örneğin
22 Nisan 2012 tarihinde Irak Parlamentosu tarihinde ilk kez Türkmen sorununu
özel bir tartışma oturumu ile ele almıştır. Bu adım Maliki’nin Türkiye ve Kürt
yönetimine karşı Türkmenleri kazanma çabası içerisinde olduğu şeklinde
yorumlanabilir. Bu gelişme aynı zamanda Türkmenlerin Irak’ın siyasi denkleminde
önemli bir unsur olduğunun da göstergesidir. Irak’ta Türkmen hareketi geçmişe
nazaran daha hareketli bir sürece girmiştir. Başta Irak Türkmen Cephesi (ITC)
olmak üzere tüm Türkmen siyasi parti ve kuruluşlarının bu süreçte Irak’taki
yeni siyasi denklemi iyi okuması ve değerlendirmesi gerekmektedir.
Bağdat-Erbil/Bağdat-Ankara hattında yaşanan gelişmeler Türkmenler açısından önemli
bir fırsattır. Bu bağlamda Türkmenler, Bağdat ile Erbil arasında sıkışıp
kalmamalıdır. Özellikle son zamanlarda Bağdat merkezi hükümeti ile Kuzey Irak
Kürt yönetimi arasında yaşanan krizlerin giderilmesi amacıyla Türkmenlerin
arabuluculuk rolünü üstlenmesi gerekir. Türkmenler, 2003 yılından beri Irak’ın
siyasi yapılanmasında etkin bir rol oynayamamıştır. Bunun arkasındaki en önemli
neden ise siyasi tecrübe ve stratejik vizyonlarının
olmamasıdır/oluşturulamamasıdır. Ankara-Bağdat-Erbil üçgeninden bakıldığında
Türkmenlerin bu süreçte aktif bir rol oynayabilmeleri için şu hususlara dikkat
edilmesi gerekmektedir:
1. Türkmenlerin siyasi mücadelesinin
bölgeselleştirilmesi ve daha sonra uluslararasılaştırılması için ciddi ve acil
girişimlere ihtiyaç vardır. Artık Türkmen siyasetinin muhatabı sadece belli
başlı kanallar üzerinden yürütülmemelidir. Türkmenler, Irak’ta, bölgede ve
uluslararası arenada (Orta Doğu, Avrupa, Kafkasya, Orta Asya vs…) müttefik
arayışı içinde olmalıdır.
2. 2003 yılından beri Bağdat yönetiminde söz
sahibi olmak için silahlı güce ihtiyaç duyulmaktaydı. Fakat bugün Irak’taki
siyasi dengelerin kurulmasında silahlı gücün yanında siyasi gücün de önemi
artmaktadır. Türkmenlerin silahlı gücünün olmayışı bir eksiklik olarak
görülebilir. Ancak Türkmenlerin bugün Irak yönetiminde söz sahibi olması siyasi
gücü ile doğru orantılıdır. Türkmenler Irak’taki gelişmelere karşı her zaman
hazırlıklı olmalı ve gelişmeleri iyi analiz etmelidir. Örneğin, Irak’ın üçe
bölünmesi senaryoları karşısında Türkmenlerin planı hazır olmalıdır. Olası bir
bölünmede Türkmenler; Irak’ta Şii, Sünni ve Kürtler arasında sıkışıp
kalacaktır. Türkmenlerin bu sorunu önceden tespit edip her tarafa eşit mesafede
bir politika takip etmesi gerekmektedir.
3. Türkmenlerin artık Ankara, Bağdat ve Erbil
arasında yaşanan ilişkilere göre, Irak’ın siyasi oluşumunda etkili olma
anlayışını terk etmesinde yarar vardır. 2014 yılında yapılacak olan Irak
Parlamento seçimlerine kadar Türkmenler, Bağdat yönetimindeki etki alanını
artırmak amacıyla yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan Türkmenlerden (diplomat,
akademisyen, strateji uzmanları, iş adamları ve askerler) oluşan Bağdat
merkezli bir oluşumu hayata geçirmelidir. Bu oluşumun temel işlevi,
Türkmenlerin iç ve dış politikasını belirleyerek, Türkmen toplumu için kamu
diplomasisi gerçekleştirmek olmalıdır.
Yukarıda belirtilen faktörler göz önünde
bulundurulduğunda Türkmenler, Ankara-Bağdat-Erbil arasında sıkışmaktan öte
önemli bir denge unsuru haline gelebilir. Türkmenler menfaatleri doğrultusunda;
Şii-Sünni-Kürt siyasi parti ve kuruluşlar nezdinde çok yönlü politikalar
izleyerek, Irak’taki tüm gelişmeleri takip etmeli ve kendi politik projelerini
taraflara kabul ettirmeye çalışmalıdır.
Yeni Irak Siyasetine Türkmen Varlığının
Yerleşmesi
ABD sonrasındaki yeni siyasi denklemde Şiiler,
Sünniler (Araplar) ve Kürtler üzerinden hesaplar yapılmasından dolayı
Türkmenler, Bağdat’taki iktidar paylaşımında devre dışı bırakılmıştı. Bu
nedenle işgal sonrası Irak’ta Türkmenler, Irak Türkmen Cephesi (ITC) çatısı
altında ülkenin üçüncü unsuru olmasına rağmen yeni Irak’ın siyasi denkleminde
ciddi bir varlık mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Dahası Irak’ta meydana
gelen olaylardan en olumsuz etkilenen kesim de Türkmenler olmuştur. Özellikle
Irak’ta bulunan Türkmen bölgelerinde sıklıkla şiddet ve adam kaçırma olayları
yaşanırken Türkmenlere yönelik halen devam eden faili meçhul saldırılar
düzenlenmektedir. Türkmenlere uygulanan politik ambargonun ve Türkmenlerin Irak
siyasetinden uzaklaştırılmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi,
Türkmenlerin Türkiye’nin Irak’taki uzantısı olarak görülmesi ve Ankara’nın
Bağdat üzerinde Türkmen baskısı oluşturduğu yönündeki algının varlığıdır.
Diğeri ise Türkmenlerin 2005 yılının Ocak ve Aralık ayında yapılan parlamento
seçimlerinde başarısız olmalarıdır. Eğer Türkmenler bilinçli bir şekilde
Irak’ın yeni siyaseti için seçimlere katılabilseydi Irak’ın siyasi denkleminde
yer alabilirlerdi.
Öte yandan Irak Türkmen Cephesi (ITC), 7 Mart
2010 seçimlerinde Eski Başbakan Eyad Allavi liderliğinde kurulan El-Irakiye
listesinde yer almış ve 6 milletvekilliği kazanmıştır. Bununla birlikte ABD’nin
Irak’tan çekilmesinin ardından, Bağdat yönetimindeki siyasi unsurlar arasında
yaşanan anlaşmazlık ve hesaplaşma neticesinde ortaya çıkan tabloya bakıldığında,
Irak’taki Şii-Sünni-Kürt rekabetinde Türkmen faktörünün hissedildiği
görünmektedir. Özellikle ITC’nin El-Irakiye listesi içerisinde yer almasının,
ülkedeki Türkmen siyasetine kısa vadede faydalı olsa da, bunun orta ve uzun
vadede Türkmenlere zarar vereceğini ifade etmek mümkündür. Aslında ITC’nin,
El-Irakiye listesinde yer alması, Irak’ın üçüncü unsuru olan Türkmenlerin
sürece katılması anlamına gelmektedir. Fakat El-Irakiye listesi, ITC’ye sadece
sıradan bir parti olarak muamele etmiş ve Türkmenleri listenin lider
kadrolarının (Eyad Allavi, Usame Nuceyfi, Salih Mutlak ve Tarık Haşimi) aldığı
kararlara uymak zorunda bırakmıştır. Örneğin başbakan Maliki’den güvenoyunun
çekilmesi hususunda imza toplama kampanyasına ITC vekilleri de katılmıştı.
Aslında Bağdat yönetiminde yaşanan siyasi krize Türkmenler taraf olmak yerine
Irak’ın denge unsuru olarak taraflar arasında arabuluculuk rolünü
üstlenmeliydi. Çünkü Irak’ın içinde bulunduğu yeni siyasi konjonktürde sadece
Türkmenler, Iraklı tüm taraflarla görüşebilir bir konuma terfi edebilmişti.
Türkmen siyasetçiler bu fırsatı Türkmenlerin lehine dönüştürebilirdi. Bu
sebeple ITC’nin, El-Irakiye listesinde bulunması Türkmenler açısından uzun
vadeli bir Türkmen stratejisi olarak görülmemelidir.
Irak’taki siyasi kriz içerisinde tarafların
Türkmenleri kazanma politikası, süreci Türkmenlerin lehine çevirmiştir. Bu
bağlamda Irak tarihinde ilk kez parlamento, 21 Nisan 2012 tarihinde 37 sayılı
Türkmen gündemli özel bir oturum gerçekleştirmiştir. Parlamento, özel Türkmen
gündemli toplantısında okunan ve 39 milletvekilinin yaptığı konuşmaların da yer
aldığı, Türkmenlerin sorunlarını ve taleplerini içeren bir raporun meclise
sunulabilmesi için Kanun Komisyonu, İnsan Hakları, Savunma ve Güvenlik ve Barış
komisyonlarından oluşan özel bir komisyon kurulmasına karar vermiştir.
Parlamento Başkanlık heyeti tarafından görüşüldükten sonra kabul edilen
raporun, 26 Temmuz 2012 tarihinde gündeme alınmasına karar verildi. 28
Temmuz’da kabul edilen rapor, bağlayıcı ve kanun kuvvetinde bir karar niteliği
kazandı. Bu kararlardan en önemlisi “Irak parlamentosu, Türkmenlerin üçüncü ana
unsur olduğunu kabul eder; buna dayalı olarak tüm anayasal ve yasal haklarının
verilmesini, siyasal, idari, kültürel, eğitim, federal hükümet, federal bölgeler,
federal bölge olarak düzenlenmeyen illerde, yerel yönetimlerde, haklarını
kullanmalarını sağlayacak gerekli anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması
gerektiğini vurgular, Türkmen vatandaşların ihtiyaçlarını karşılamak, köy ve
kasabaların imarı, Türkmen sosyal, kültürel, eğitim ve rehabilitasyon
kurumlarının kurulması amacı ile Türkmen İşleri Yüksek Kurulu kurularak,
federal bütçeden ödenek tahsis edilmesini ve bu amaçla ilgili olarak anayasanın
3. maddesi, 4. maddesinin 4. ve 5. fıkraları, 9. maddenin 1-A fıkrası, 125.,
108., ve 116. maddeleri uyarınca Türkmen Hakları Yasası çıkarılması”
kararıdır.(1)
Bu çerçeveden bakıldığında, Türkmenler
açısından büyük bir başarı olarak görülen bu tür önemli gelişmelerin
uygulanabilir bir zemininin olması ehemmiyet kazanmaktadır. Irak bugün ciddi
sorunlarla karşı karşıyadır. Bilhassa Bağdat yönetimi içindeki siyasi buhranın
devam etmesi, Bağdat-Erbil hattındaki anlaşmazlık ve Orta Doğu bölgesindeki
değişim süreci, Irak Parlamentosundan Türkmenler hakkında çıkan kararların
uygulanmasının önündeki büyük engellerdendir. Dolayısıyla Türkmenlerin, elde
ettikleri mezkûr siyasi başarının devam etmesi için Bağdat eksenli bir politika
izlenmesinde fayda vardır. Çünkü Türkmen meselesinin çözüm yolu Bağdat’tan
geçmektedir. Aksi takdirde her zaman Türkmenler Irak’ın siyasi arenasından
dışlanmış olacaktır.
Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Türkmenler
Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani,
11 Temmuz 2012 tarihinde PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat-Demokratik Birlik
Partisi) dâhil Suriyeli Kürtleri, Suriye Ulusal Kürt Konseyi çatısı altında
toplayıp anlaşma imzalamayı başarmıştı.(2) Bunun üzerine Ankara, Suriye’nin
kuzeyinde PYD-PKK terör örgütü ekseninde olası bir Kürt bölgesi oluşmasından
kaygı duyduğunu açıklamıştır. Aslında Barzani’yi böyle bir teşebbüse sevk eden
saiklerden birisi, dikkatleri Suriye Ulusal Konseyi tarafından temsil
edilmedikleri kanaatine sahip olan Suriye Kürtlerinin üzerine çekmektir.
Barzani hiçbir zaman kendi denetimi dışında bir Kürt oluşumuna veya federasyonuna
sıcak bakmamaktadır. 1 Ağustos 2012 tarihinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu
Erbil’de Kürt Yönetimi Başkanı Barzani ile Suriye’deki Kürtlerle ilgili
görüşmelerde bulunduktan sonra 2 Ağustos’ta Kerkük’ü ziyaret etmiştir.(3)
Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti, Bağdat yönetimi tarafından büyük tepki ile
karşılanmıştır. Hatta bu ziyaret, Ankara-Bağdat ilişkilerinde yeni bir bunalıma
da neden olmuştur.
Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretinin amaçları şu
şekilde sıralanabilir;
1. Davutoğlu’nun Kerkük’ü ziyaret etmesinin
arkasındaki temel nedenin, Kürt Yönetimi Başkanı Barzani’nin Suriye Kürtleri
ile ilgili yaptığı girişimden ötürü Ankara ile yaşadığı dolaylı gerilimi
düşürmek olduğu söylenebilir. Çünkü Bağdat yönetimi ile sorun yaşayan Barzani,
bu aşamada Ankara’yla da herhangi bir sorun yaşamak istemez. Başka bir deyişle
Barzani’nin, stratejik bir manevra yaparak Suriye Kürtlerine karşın girişimleri
üzerinden Türkiye’nin dikkatini Kerkük’e çekmeye çalıştığı görülmektedir.
2. Ankara-Bağdat arasında gerilim yaşanması,
Erbil yönetiminin yararınadır. Bunun temel sebebi Bağdat ile arası açılan
Ankara’nın, Iraklı Kürtlerle daha çok işbirliği yapma ihtimalidir.
Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretini destekleyen Kuzey Irak Kürt yönetimi, Ankara
ile Bağdat’ın arasının fazlasıyla açılmasını istemiş olabilir. Söz konusu
ziyaretle beraber Kürt yönetimi, Sadr ile kurduğu ittifakın başarısız olması
neticesinde, bu kez Bağdat yönetimine karşı Erbil-Ankara bloğunu oluşturmaya
çalıştığı görüntüsünü vermektedir.
3. Davutoğlu’nun Kerkük’e Bağdat hükümeti ile
koordineli bir şekilde gitmesi yerine Erbil güzergâhını tercih etmesi,
Türkmen-Kürt yakınlaşması açısından Kürt yönetimi için önemli bir kazanımdır.
Bu çerçeveden bakıldığında Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti Türkmenlere moral
kaynağı olurken, Erbil yönetimi için siyasi bir kazanım olarak kabul
edilebilir.
Türkmenler açısından Davutoğlu’nun Kerkük
ziyareti değerlendirildiğinde şu hususlar ön plana çıkmaktadır. Bunlar;
1. Türkmen kamuoyu, Türkiye ile Kuzey Irak Kürt
Yönetimi ilişkilerindeki olumlu gelişmelerin kendilerine yansımasını
beklemektedir. Bilhassa 2005 yılında Erbil’de, Kürt Yönetimi Başkanı Mesut
Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) desteğiyle ele
geçirilen ITC’nin binalarının, yerel TV kanalının ve matbaasının geri verilmesi
beklenmektedir. Kürt yönetiminin kontrolündeki bölgelerde bulunan Türkmenlerin
konumunun iyileştirilmesi ve Türkmenlerin Kuzey Irak Kürt yönetimindeki rolünün
aktifleştirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti,
Türkmenlere büyük moral olduğu gibi siyasi kazanımları da beraberinde
getirmelidir. Nitekim bugün Türkmenler, Irak’ın siyasi denkleminde her şeye
rağmen önemli bir konumdadır.
2. Kerkük, Irak’ın ve Orta Doğu’nun en hassas
ve Türkmen ağırlıklı çok çeşitli etnik ve dini yapıya sahip bir bölgesidir.
Ayrıca Türkmenler ve Kürtler arasında adeta patlamaya hazır bir barut
fıçısıdır. Şu hususu belirtmek gerekir ki Kerkük’teki dengeyi sağlamak için
Türkmenler barışçıl bir yaklaşım içerisinde olmasaydı, günümüzde kentte ciddi
bir iç savaş söz konusu olabilirdi. Kuzey Irak Kürt Yönetimi tarafından
yerleştirilen Kürt nüfus, şehrin demografik yapısını önemli ölçüde
değiştirmiştir. Bu açıdan bakıldığında Kerkük meselesi, Ankara-Erbil ve
Türkmenler arasında derin bir sorun olarak görülmektedir. Bunun çözümü
Kerkük’te yaşayan tüm kesimlerin şehrin idaresinde eşit şekilde temsil
edilmesidir. Aksi takdirde önümüzdeki dönemde kentteki siyasi dengesizlik ve
güvenlik sorunlarından dolayı Türkmen-Kürt-Arap unsurları arasında bir iç
çatışma beklenebilir. Türkiye’nin bu noktada, Kerkük’te Türkmen-Kürt ve Araplar
arasında siyasi bir denge kurmak için çaba harcadığı söylenebilir. Ancak böyle
bir dengenin tesisi istikametindeki girişimler, sadece kuzeydeki Kürt yönetimi
ile görüşülerek sürdürülmemelidir.
Bütün bu gelişmeler değerlendirildiğinde,
Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti Bağdat-Ankara ilişkilerinde bir gerilime neden
olsa da, Türkmenler ile Bağdat yönetimi arasındaki ilişkilere olumsuz etki
yapmasının önüne geçilmelidir. Türkmenlerin Bağdat’ta elde ettikleri yeni
imtiyazların uygulamaya geçirilmesi için Maliki hükümeti ile ilişkilerini
muhafaza etmelerinde yarar vardır. 2003 yılından sonra Bağdat’tan uzaklaşan bir
Türkmen politikasının geçerliliği bulunmamaktadır. Türkmenlerin (ITC) iç
politikası Bağdat eksenli olmalıdır. Ayrıca Türkmenlerin Bağdat yönetimi ile
iyi ilişkiler kurması ve haklarını savunmaları, Türkiye’den uzaklaşacağı
anlamına gelmemelidir. Başka bir ifadeyle Türkmenler, ne kadar Bağdat
yönetiminde güçlenirse, Türkiye-Irak ilişkileri de o kadar güçlenecektir.
Dolayısıyla Türkmenler, Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti ile beraber Bağdat
yönetimiyle de ilişkilerini korumalıdır. Yani Türkmenler hem Irak’ın siyasal
denkleminde, hem de Bağdat-Ankara ilişkilerinde bir denge unsuru olma konumuna
terfi etmelidir. Bağdat yönetiminde siyasi etkinliğini kaybeden bir Türkmen
siyaseti, Irak’ta ve Kerkük’te de devre dışı kalmaya mahkûmdur.
Genel Değerlendirme, Öneri ve Sonuç
Orta Doğu bölgesinde yaşanan halk
ayaklanmalarının Arap ülkelerine getirdiği değişim süreci, bölgesel ve küresel
dengeleri de etkilemektedir. Bu doğrultuda Türkmenlerin, Irak’ın siyasi
sahnesindeki gelişmelerden yararlanarak, Bağdat yönetiminde söz sahibi olmaya
çalışması gerekmektedir. Bununla beraber başta Irak Türkmen Cephesi olmak üzere
tüm Türkmen siyasi partileri Bağdat yönetiminde etkili olmayı hedeflemelidir.
Özellikle 2013 yılındaki yerel seçimler ve 2014 yılında yapılacak parlamento
seçimlerine dönük yeni bir Türkmen stratejisi oluşturulmalıdır. Stratejinin
temeli, her iki seçime de tüm Türkmen parti ve kuruluşlarının “Türkmeneli
listesi” adı altında girmesine yönelik tespit edilmelidir. Ayrıca taktik olarak
Türkmeneli listesi dışında Türkmen kanaat önderlerinin başka listelerde yer
almaları için de girişimlerde bulunulmalıdır.
Öte yandan, Irak Türkmen Cephesi içerisindeki
bazı yapısal sorunların giderilmesi ve cephenin yeniden yapılandırılması
öncelikli bir ihtiyaçtır. Bilhassa ITC’nin yaşadığı hiyerarşi ve düzen sorunun
bir an önce çözülmesi ve içerisindeki tüm kuruluşların yeniden yapılanması ve
kurumsallaşması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle ITC’nin gerek sistemsel gerek
siyasi ve ekonomik olarak önemli bir reforma gitmesi gerekmektedir. ITC’de
ayrıca etkin bir Türkmen Meclisi’nin, Araştırma ve Planlama Dairesi’nin
bulunmaması büyük eksikliktir. Böylece ITC bir an önce Türkmen Meclisi’ni
gözden geçirmeli, Türkmenlerin tek karar meclisi olarak ön plana çıkmalıdır.
Diğer yandan Araştırma ve Planlama Dairesi ile birlikte Türkmen Kamuoyu Düzenleme
ve Haberleşme Dairesi kurulmalıdır. Bu iki daire, tüm yurtiçi ve yurtdışı
Türkmenleri ile iletişim içerisinde olmalı ve Türkmenleri yönlendirmek için
çalışmalar yapmalıdır. ITC başkanlığına bağlı çeşitli alanlarda uzman olan
kişilerce bir danışmanlar kurulu oluşturulmalıdır. Bunlara ek olarak Türkmenler
basın alanlarına ağırlık vermeli sadece mevcut tek kanal ile yetinmemelidir.
Türkmen iş adamlarının teşvik edilip yeni Türkmen televizyon kanallarının
finanse edilmesi sağlanmalıdır. Yani Türkmenler kendi maddi güçleriyle medyaya
hâkim olmalıdır.
Yukarıda belirtilen bütün öneriler ışığında,
Türkmenler (ITC) kendine özgü bir iç ve dış politika izlemelidir. ITC, Irak’ın
tüm siyasi, etnik ve dini (Şii, Sünni ve Kürtlerle) kesimleriyle görüşerek,
Türkmenlerin sorun ve isteklerini iletebilmelidir. ITC, Türkmen siyasetini ve
stratejisini kazan-kazan politikası çerçevesinde sürdürmelidir. Dış politikaya
gelince ITC, Türkmen siyasetini bölgeselleştirmelidir. Bu doğrultuda
Türkmenlerin, Körfez ülkeleriyle ilişkiler kurmaya çalışmasında fayda vardır.
Türkmen siyaseti artık Körfez ve Arap ülkelerine yönelmelidir. Örneğin ITC,
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da temsilcilik açmak için girişimde
bulunabilir. Eğer Türkmenler Irak’ta ve bölgede etki alanlarını geliştirmek
istiyorsa, tüm Orta Doğu ülkeleriyle ilişkiler kurmalı ve siyasi destek
sağlamalıdır.
Sonuç itibarıyla Türkmenler, Ankara-Bağdat ve
Erbil hattındaki çekişme, hesaplaşma ve rekabetin içerisinde bir koz olmaktan
çıkmalıdır. Türkiye’ye ise Irak konusunda kapsamlı ve sabit bir Türkmen
politikası belirlemelidir. Türkmenler, Ankara’nın resmi politikası haline
gelmediği müddetçe Irak’ta ötekileştirileceklerdir. Çünkü Türkiye’nin, Irak
politikasına bakıldığında; Şii, Sünni ve Kürt boyutlarının olduğu görülmektedir.
Ancak Türkmenlerin de soydaş olmanın yanında bir politikaya dönüştürülmesi önem
arz etmektedir. Aksi halde Türkmenler, hem Irak’ta hem de bölgede siyasi
anlamda pasifize olacaktır. Özetle, Türkmenlerin Irak’ta moralden ziyade siyasi
kazanıma ihtiyacı vardır.
Dipnotlar:
(1) Kanun Komisyonu Barış
Komisyonu Türkmenler adına Hasan Özmen Bayatlı, Irak Parlamentosu
Türkmenler için tarihi bir
karar tasarısını kabul etti: Anayasal eksiklik giderildi;
Türkmenler Üçüncü Büyük Ana
Unsurdur, (Tam Karar Metni için Bakınız)
http://www.bizturkmeniz.com/tr/showArticle.asp?id=25307,
Erişim, 29.07.2012.
(2) التوقيع على بلاغ أربيل بين المجلس الوطني الكوردي السوري ومجلس شعب
غرب كوردستان
http://www.krg.org/articles/detail.asp?lngnr=14&smap=01010100&rnr=81&anr=44646,
Erişim, 12.07.2012.
(3) Davutoğlu'ndan Kerkük'te
bir ilk...
http://www.cnnturk.com/2012/dunya/08/02/davutoglundan.kerkukte.bir.ilk/671273.0/index.html,
Erişim, 03.08.2012.
Kaynak: www.bilgesam.org
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
Faaliyetler
İstanbul’da “Türkmenlerin Durumu ve Geleceği” Paneli Yapıldı
Türkmen liderlerinin Saddam rejimi tarafından idam edilişlerinin 33. Yıldönümünde bir anma toplantısı ve panel düzenlendi. Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği (ITKYD) Genel Merkezi tarafından düzenlenen toplantıda İstanbul’da bulunan bazı sivil to
Türkmenler İstanbul Boğazında tekne iftarında buluştular
Mübarek Ramazan ayı münasebetiyle İstanbul’daki Türkmenler ve çok sayıda konuk, Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği iftar yemeğinde bir araya geldi. Dernek genel merkezinde verilen iftarların yanı sıra bu kez Boğaz’ın muhteşem manz
Kemerburgaz’da Geleneksel Türkmen Kır Gezisi
Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği genel merkezinin “geleneksel kır gezisi” 8 Temmuz 2012 Pazar günü İstanbul Kemerburgaz Ormanlarındaki Kirazlıbent’te yapıldı. İstanbul’da yaşayan ve tatil için Türkiye’ye gelen Türkmen ailelerin yoğun ilgi göste
BARTIN TÜRKMEN GENÇLERİNİ AĞIRLADI
Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği (ITKYD) ve Bartın Gazeteciler Derneği (BGD) İşbirliği ile 15–16–17 Haziran 2012 tarihlerinde Bartın, Amasra ve Safranbolu’yu kapsayan bir dizi ziyaret gerçekleştirildi.







Yorum Yap