İzzettin KERKÜK

KERKÜK HATIRALARIM XII

11-04-2013 13:31




14 Temmuz 1959 tarihinde vuku bulan vahşiyane Kerkük Katliamına kadar, nüfusunun yüzde seksen beşini Türklerin (Türkmenlerin) teşkil ettiği Kerkük üzerinde Kürtlerin alenî şekilde herhangi bir söylem ve iddialarına rastlanmamaktadır. Ancak bu alandaki sinsi ve gizli faaliyetleri hiçbir zaman eksik olmamıştır. Özellikle, Bağdat Hükümeti tarafından atanan Kürt asıllı Mutasarrıf ve Belediye Başkanlarının bilinçli ve planlı şekilde çabalarını görmek mümkündür. Bunun en bariz örneği, Kerkük Belediye Başkanı olan Fazıl Feyzullah adındaki şahsın, 1957 yılında devlet tarafından yaptırılması öngörülen turistik bir otelin isminin konulması hususunda gösterdiği gayretkeşlik teşkil etmektedir. Bu zat, otele kimsenin ne anlama geldiğini bilmediği “Sirvan” isminin verilmesinde bir hayli ısrar etmiştir. Kerkük halkı, Belediye Başkanının bu garip tutumuna karşı gelerek, Bağdat Hükümetine binlerce dilekçe sunmuştur. Dilekçelerde, “Sirvan” sözcüğünün ne anlama geldiği ve bunun acaba şanlı İslam tarihinde kazanılmış bir savaşın ismi olup olmadığı sorulmuştur. Kerkük halkının beklenmedik büyük tepkisi karşısında sıkışıp şaşkına dönen Fazıl Feyzullah, yaptığı açıklamada “Sirvan” sözcüğünün Irak’ın kuzeyindeki bölgede bir nehrin ismi olduğunu söylemiştir. Oysaki Irak resmi haritalarında böyle bir nehre rastlamak mümkün değildir. Olsa olsa önemsiz bir derenin ismidir. Irak hükümeti, Kerkük halkının bu konudaki tepkisini göz önünde bulundurarak son sözünü söyledi ve otelin ismi “Kerkük Oteli” olarak değiştirildi. Bu olay hakkındaki haberler, o sıralarda benim çalışmakta olduğum Türk Haberler Ajansı (THA) tarafından Türk kamuoyuna duyuruldu ve gazetelerde büyük ilgi gördü. Daha sonradan öğrendiğime göre, Belediye Başkanının “Sirvan” isminde bir oğlan çocuğu varmış. Onun ismini bu otele vermek istemiş.

 

Fanatik ve şoven bir Kürt milliyetçisi olan Fazıl Feyzullah’ın başka bir marifeti de Kerkük’teki kahvelerde asılı bulunan Atatürk ve Türk büyüklerinin fotoğraf ve portrelerini toplamak olmuştur. Buna dair haberler de o zamanki gazetelerinde yayınlanmıştır. Fazıl Feyzullah’ın adı daha sonraları rüşvet ve yolsuzluklara karıştığı için 1958 yılının sonuna doğru Irak hükümeti tarafından görevden alınmıştır. Yerine, bir Türkmen olan Avukat Nurettin Vaiz getirilmiştir.

 

Irak’ta 1958 ihtilalinden sonra, komünistlerin yönetimde söz sahibi oldukları dönemde Avukat Nurettin Vaiz, Kerkük Belediye Başkanlığı’ndan alınarak, yerine azılı bir komünist ve Türk düşmanı olan Kürt asıllı Maruf Berzenci atanmıştır.Berzenci, 14 Temmuz 1959 Kerkük Katliamında elebaşılık suçundan idam cezasına çarptırılmış, aynı suçtan mahkûm olan kardeşi Hüseyin Berzenci ve 26 Komünist ve şovenistKürtle birlikte 1963 yılında General Kasım’ı deviren Albay Abdulselam Arif döneminde Kerkük’te asılmıştır.

 

Kerkük’te Mutasarrıflık yapan Kürt asıllı bürokratlara ve bunların sinsi Kürtçülük faaliyetlerine gelince, bunların başında Sait Kazzaz gelir. Bu zat Krallık Döneminde İçişleri Bakanlığı payesine kadar yükselebilmiştir. 1958 ihtilalini müteakip Albay Mehdavi’ninbaşkanlığındaki meşhur Halk Mahkemesinde yargılanıp idama mahkûm ediliyor. Mahkemede aleyhine şahitlik yapanların çoğunluğunun kendi soyundan Kürtler olması üzerine onlara şunu söylüyor: “Be hey Nankörler! Kerkük’te Mutasarrıf olduğum zaman sizleri dışarıdan getirip bu şehre yerleştiren ben değil mi idim?”

 

Böylece Sait Kazzaz, ölüme gitmeden önce, Türkmen şehri Kerkük üzerindeki gizli Kürt emellerini itiraf etmiş oluyordu. Buna benzer pek çok örnek var. Reşit Necib adındaki Kürt asıllı başka bir mutasarrıf da ayrımcılık yaparak, devlet dairelerine Kürt kökenli elemanları yerleştirmiştir. Aynı şekilde Kerkük’teki petrol şirketine yüzlerce Kürt işçinin de yerleştirilmesinde bu sinsi amaç güdülmüştür.

 

Irak’ta Krallık döneminde Türk varlığına karşı olan başka bir zihniyet daha vardı. Ona da temas etmeden yapamayacağım. Bu da Müslüman kardeşler örgütünün olumsuz tutumudur.

 

Bilindiği üzere 1948 yılında Filistin toprakları üzerinde İsrail Devleti kurulduktan sonra Irak’taki bütün Yahudiler, mallarına el konularak toplu halde İsrail’e mecburi göçe tabi tutuldular. O sıralarda Irak’taki Müslüman Kardeşler Örgütünün yayın organı olan “El-Sicil” gazetesinde çıkan bir yazıda, Irak’ta yaşayan bütün Türkmenlerin de tıpkı Yahudiler

gibi asıl vatanları olan Türkiye’ye sürülmeleri gerektiği yolunda düşmanca bir fikir ortaya atılmıştı. Bu sapık düşünceye karşı Türkmenler tarafından adı geçen gazeteye binlerce protesto ve kınama mektubu yollanmıştır. Türkmenlerin gösterdikleri şiddetli infial karşısında “El-Sicil” gazetesinin bu husustaki yayını hemen kesilmiş ve bu konuya bir daha temas edilmemiştir.

 

Bu olayın üzerinden yıllar geçmişti. 1957 yazında haber ajansında çalışırken Irak Başbakanı Ali Cevdet El-Eyyubi Türkiye’ye gelecekti. Benden havaalanına gidip Irak Başbakanı ile Türk-Irak ilişkileri hakkında bir röportaj yapmam istendi. Eyyubi’nin geldiği uçakta tesadüfen “El-Sicil” Gazetesinin sahibi Taha El-Feyyazda gelmişti. Kendisi ile tanışarak şehre inmesinde yardımcı olmuştum. Yol boyunca aramızdaki sohbette, benim Kerküklü bir Türkmen olduğumu anlatınca mahcubiyet içinde şunları söyledi: “Ben bir zamanlar bilmem ne akla hizmet, gazetemde Irak’taki Türkmenlerin Yahudiler gibi sürgün edilmelerini yazmıştım. Bunun üzerine beni protesto eden çuvallar dolusu mektup almıştım.” Yaptığından adeta pişmanlık duyduğu anlaşılıyordu.

 

“El-Sicil” Gazetesinin Türkmenler aleyhindeki mahut yazısı üzerine, zamanında bizim İstanbul’da kurduğumuz teşkilât tarafından Kerkük’te dağıtılmak üzere bir bildiri hazırlanmıştı. Bildiride, Türkmenler, Irak’taki varlıklarına karşı hazırlanan haince komploya dikkat çekilerek, birlik olmaya çağrılmakta idiler. Metni, arkadaşımız merhum Ömer Öztürkmen tarafından kaleme alınan bildiri, Kerkük’teki Teşkilât mensubu arkadaşlarımıza ulaştırıldığı halde, Irak’taki vaziyetin müsait olmadığı gerekçesiyle dağıtılmasından vazgeçilmişti.

 

Filistin bahsi geçmişken, tarihe kayıt düşürmek amacıyla bazı gerçekleri burada anlatmak gereğini duydum. Bilindiği üzere 1948 yılında Birleşmiş Milletler kararıyla İsrail devleti kurulurken bu kararı Arap devletleri haklı olarak tanımadılar ve Filistin topraklarını kurtarmak amacıyla Yahudi çetelerine karşı savaşa girdiler. Irak’tan giden ordu Kerkük’teki 2. Tümen mensupları idi. Bunun çoğunluğunu Türkmen subay ve askerler teşkil ediyordu. Komutanları da yine bir Türkmen olan General Mustafa Ragıp Paşa idi. Bu savaşta tek başarılı ordu Irak ordusu olmuştu. Adeta Yahudilerin korkulu rüyası haline gelmişti. Mustafa Ragıp Paşa’nın yardımcısı ise cesur Türkmen Generali Ömer Ali idi. Kurmay Heyetinde Ata Hayrullah, Şakir Sabir Zabit, Ezel Müftü, Hidayet Arslan ve Mustafa Abdulkadir gibi değerli Türkmen subayları mevcuttu.

 

Merhum General Ömer Ali ile vefatından önce, 1974 yazında Ankara’da değerli hemşehrimiz Şair Necmettin Esin ağabeyin evinde tanışmıştım. Filistin savaşını anlatırken şunları söylemişti: “Bizim kuvvetler İsrail birliklerine karşı harekete geçmeden önce sahaya telsiz cihazları ile donatılmış keşif kolları yollardık. Bunlar düşman hakkında topladıkları bilgileri karargâhımıza gönderirlerdi ve ona göre taarruza geçerdik. Genellikle Irak Arapçası ile haberleşirdi. Konuşmaları İsrail istihbaratı tarafından dinlendiği için hemen tedbirlerini alırlardı. Baktım ki bu iş böyle olmayacak, derhal keşif kollarındaki Arap askerleri değiştirip, yerlerine Türkmen askerleri yerleştirdim ve bilgiler Türkmence olarak gelmeye başladı. Yahudilerin beklemediği bir şeydi bu. Telsiz konuşmalarımızdan hiçbir şey anlayamadıkları için adeta çılgına döndüler. Bu sayede birçok zafer kazandık. Ama ne yazık ki ele geçirdiğimiz stratejik mevzilerden Arap Orduları Başkomutanlığının emri üzerine çekilmek zorunda kalıyorduk. Irak ordusu komutanı Mustafa Ragıp Paşa bu işin içinde ihanet olduğunu anlayınca görevinden istifa etti ve Irak Ordusu da Filistin topraklarından geri çekildi. Netice malum. Çünkü bu savaşta Arap orduları Başkomutanlığını İngiliz asıllı bir general olan Ürdün Genel Kurmay Başkanı General GLUBB Paşa yapmakta idi”.

 

Merhum Ömer Ali Paşa Ankara ziyaretini müteakip otomobili ile Suriye üzerinden Irak’a dönerken Rutba civarında geçirdiği esrarengiz bir trafik kazası neticesinde ailesi ile birlikte maalesef hayatını kaybetti.

 

Anlatıldığına göre, General Ömer Ali, Filistin savaşı sırasında Cenin bölgesindeki Zer‘in kasabası halkını Yahudi çetelerinin katliamından kurtardığı için günümüzde bile bu kasaba halkı tarafından şükran ve minnetle anılmaktadır. Ruhu şad, mekânı da cennet olsun.

Filistin savaşı sırasında Türkiye’den bazı gönüllülerin gittiğini ve bunların başında emekli General Fevzi Kavukçu’nun bulunduğunu, zamanında Türk gazetelerinde okumuştum. Malum sebepler dolayısıyla bu gönüllü birliği de fazla bir şey yapamadan Türkiye’ye dönmüştü.



Yorum Yap

Ad Soyad:

E-Posta:

Yorumunuz:

Yorumlar

Faaliyetler

Derneğimizin Gençlerinden Ankara'ya Ziyaret

Merkezi İstanbul'da bulunan Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nden bir grup Türkmen genci, Ankara’da Dışişleri Bakanlığı, partiler, milletvekilleri başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlar ile görüştü.

İSTANBUL BOĞAZI'NDA GELENEKSEL TÜRKMEN İFTARI

İstanbul'daki Türkmen aileleri geleneksel tekne iftarında bir araya geldi. Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezinin her yıl düzenlediği Boğaz'da teknede iftar programı bu yıl 300'den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşti.

IRAK TÜRKMENLERİ 2.ULUSLARARASI YÖRÜK FESTİVALİ VE 23. YÖRÜK TÜRKMEN ŞÖLENİ’NE RENK KATTI

Antalya Yörükler Kültür ve Dayanışma Derneği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa düzenledikleri “2.Uluslararası Antalya Yörük Festivali ve 23. Yörük Türkmen Şöleni 6-7-8 Mayıs tarihlerinde gerçekleşti.

ERBİL'DEN İSTANBUL'A GENÇLİK RÜZGARI

Nevruz Kutlamaları kapsamında Erbil'den İstanbul'a gelen ve aralarında çoğunluğu Erbilli, 30 kişilik gençlik grubu İstanbul'daki Türkmen hemşehrileri ile bir araya geldi.

Anket

Copyright 2009. Tüm Hakları Saklıdır.